Odanın köşesinde duran zaman cetveline takılıyor gözüm. Çeşitli renkleriyle dikkati çekiyor. Nefes alamıyor gibiyim. Yeryüzü zamanının ölçüsüne dalıyorum. İnsan aklının alamayacağı zaman dilimine. Kıtaların günümüz şeklini aldığı yaklaşık dört bin milyon yıllık zaman dilimine, toplu yok olmalar ve yeryüzünde meydana gelen büyük boyutlardaki felaketlere göre farklı renklerde dilimlenmiş yaş aralıklarına takılıyor gözüm. Modern insanın -yeryüzünde meydana gelecek en mucizevi ve en büyük felaket- meydana geldiği yaklaşık kırk bin yıllık süreç; varlığıyla tabloda küçük bir yer kaplayan insan mucize ve felaketlerini saniyelerde,dakikalarda,saatlerde ve günlerde yaşıyor. Ben de kafamdaki “zaman” algısıyla kısacık yaşamımı tartıyorum,yaşamımdaki felaketlere göre zaman dilimlerine ayırıyorum kendimi. O kısa süren mutlulukların ardına koyu renklerle kalın dilimler ekliyorum cetvelime. Çocukken kalın çizgileri boyarkenki aldığım zevkle.
Günlere sıkışıyor kalbim,gün içindeki saatlere. Sen karşımdayken dakikalara. Saniyelik ifadelere bölünüyor yüzüm. Sonra bakıyorum kalbime,bir yılı aşkın bir süredir çarpıyor; çarpıyor, duruyor, çarpıyor ve sıkışıyor gene.